Perşembe , 14 Haziran 2018
Home / YAZARLAR / Ahmet İNAN / BİZE SIRA GELMEYECEK Mİ?

BİZE SIRA GELMEYECEK Mİ?

Ecel-i müsemma, Allah’ın canlı için tayin ettiği ölüm anıdır. Ecel-i kaza da bu tayin edilen ecelin vuku bulması, meydana gelmesidir. Yoksa, “adam düştü de öldü; düşmeseydi ölmeyecekti” demek değildir. Hayır, adam düştü de öldü değil; öldü de düştü; doğru olan ifade tarzı budur. Bazıları zannediyorlar ki, araba çarpıştı, kaza oldu, adam öldü. Eğer bu çarpışma olayı olmasaydı ölmeyecekti diyor. Ehl-i sünnet inancına ters bir anlayıştır bu.
Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Hakim’de mealen şöyle buyuruyor: “Her ümmet için takdir edilen bir ecel vardır. Müddetleri gelince bir an geri kalmazlar ve öne de geçmezler.” “Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimseye ölmek yoktur. Ölüm, zamanı Allah’ın indinde kararlaşmış bir yazıdır.” “Hiçbir ümmet ecelini öne alamaz ve geriletemez.”
Demek ki, iki arabanın çarpışması, adamın gitmesi, falancanın gitmesi birer olaydır. Kazan ise Allah’ın takdir ettiği şeyin meydana gelmesidir. Yani olayın cereyanıdır. Bunun için “gitmeseydi ölmeyecekti”, “düşmeseydi ölmeyecekti” vs. gibi sözlerin hiçbir dayanağı yoktur. Çünkü hüküm sadece ve sadece alemlerin Rabbi olan Allah’ındır. O’nun izni olmadan hiçbir şey olmaz, olması da düşünülemez… Biz Müslümanlar böyle inanırız.
Kendini fikren inkişaf ettirmek isteyen bir zat doğruca Ebudderdâ’ya gelir ve der ki:
– Kalbim katılaştı, ciddi şeyler düşünemiyorum, hayatımın değerini takdir edemiyorum. Sanki üzerimde hiçbir nimet yokmuş, mahrumiyet içinde bir hayat yaşıyormuşum gibi geliyor bana. Ne olur bir çare, bir yol göster ki, kendimi yenileyeyim, fikrimi ve zihnimi çalıştırayım, gerçekleri görmekle huzur ve saadet hissedeyim.
Büyük sahabi bu zata şöyle tavsiyede bulunur.
– Bu dediğin şeylere sahip olabilmen için şu diyeceklerimi yap. Bak o zaman basiretin açılacak, gerçekleri görme konusunda bir hayli inkişaf elde edeceksin.
– Nedir onlar, hemen buyur.
– Önce hastanelere git, yataktakiler bak!
– Sonra camilere git, cenaze namazlarını kıl!
– Bundan sonra kabristana git, gömülenleri gör!
Sual sahibi zat:
– Baş üstüne Ey Allah’ın aziz sahabisi! Diyerek ayrılır ve ilk iş doğruca hastaneye gitmek olur. Sonra döner, camiye gelir, cenaze namazı kılar. Daha sonra da mezara gider, mevtanın mezara konuşuna bakar, ölünün defnini seyreyler.
Bunlardan sonra kendini yoklar. His duygularına bakar, heyhat! Hiçbir yenilik yok!
Dönüp Hazret’e gelir:
– Ben, her dediğini yaptım, ama nafile. Bende değişen bir şey olmadı. Yine aynı hisler, aynı duygular, aynı ihtiras ve dünya arzuları kasıp kavurmaya devam ediyor. Hazret-i Ebudderdâ düşünmeye başlar. Sonra şöyle der:
– Öyle ise; sen hastalar hastabakıcıların baktığı gibi baktın. Eğer öyle bakman insana bir şeyler kazandırsaydı, bütün hastabakıcılar insan-ı kamil olur, şükür sembolleri haline gelirlerdi. Heyhat ki durum hiç de öyle değil. Çünkü onlar ibretle bakamazlar, tefekkürle nazar edemezler. Bu hastanın kendisi de olabileceğini, ama olmadığını, bunun büyük bir ilahi lütuf ve nimet olduğunu düşünüp de sevinç hissedemezler. Sen de öyle yapmışsın, ibretle bakmamışsın, tefekkürle nazar etmemişsin.

About akif cakmak

Sonraki Haber

ÜÇ AYLAR

Zaman sel gibi akıyor, kainat ömür sayfalarını doldurmakla meşgul. Sanki daha dün uğurladığımız üç. Aylar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir