Cumartesi , 16 Haziran 2018
Home / YAZARLAR / Ahmet İNAN / İnsan ömrü yapılması gerekenleri ertelemeyecek kadar kısadır                 

İnsan ömrü yapılması gerekenleri ertelemeyecek kadar kısadır                 

Bildiğimiz gibi şehitler, Rabbimizin katında nimetlendirilmektedir. Şehadetin gerçek karşılığı olan cennetle henüz karşılaşmayan, sadece bazı nimetlerde nimetlenen bu insanlar, kendilerine sunulan bu kısmî nimetlerin karşısında Allah (C.C.)’ın kadrini ve kıymetini çok daha yakından hissederek, çok daha yakından idrak ederek, böyle bir Rabbimiz için, böylesine güzel bir Rabbimizin hoşnutluğu için diyerek, bu arzularını dile getirmektedirler.[17]

               Hz. Ömer (R.A.) halife seçilince bir adam görevlendirir. O adam her gün gelir. Hz. Ömer’e ölümün var olduğunu birkaç defa hatırlatır. Bir zaman sonra Hz. Ömer, adamın görevine son verip şöyle der:

              -Artık sakalıma ak düştü. Sizin ikazınıza ihtiyacım kalmadı.

Daima ölüm sonrasını düşünerek hareket eden Hz. Ömer’in yüzük taşında bile şu hadis-i şerif yazılıydı:

“Sana öğüt verici olarak ölüm kâfidir Ya Ömer!” [18]

                Oysa insan ömrü, gerçekleri akledebilecek kadar uzun, yapılması gerekenleri ertelemeyecek kadar kısadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

              “Orada (cehennemde) onlar (şöyle) çığlık atarlar: “Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka Salih bir amelde bulunalım.” Size orada (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyarıp korkutan da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.”[19] Buyruğu ile ömrün gerçekleri akledebilecekleri kadar uzun olduğu beyan edilirken, Salih amelleri ertelemeyecek kadar kısa olduğuna işaret edilmektedir.[20]

BEHLÜL DÂNÂ’YA BİRİ SORAR:

–          Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?

Behlül Dânâ şu cevabı verir:

–          Şunu yazdır: “Dün altımda olan çimenler bugün üstümde yeşerdi. Ey yolcu! Anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örtmektedir.” [21]

Bazıları diyorlar ki:

“GİTMESEYDİ ÖLMEYECEKTİ”

Sistemler, kendi kültürleriyle yaşarlar. Bir sistemin başka bir sistemin kültürüyle varlığını sürdürmesi mümkün değildir. İstatistik rakamlara göre halkımızın % 95’i Müslümanlığını nüfus kâğıtlarına kaydettirdikleri İslam kelimesiyle ispat etmektedirler.

Herkes biliyor ki, ülkemizde ve ülkemizin insanları üzerinde batı kültürü hakimdir. İnsanlar, tesirleri altında kaldıkları kültürlere göre şekillenirler. Hayat tarzları da bu doğrultudadır. Her ne kadar insanımız “Müslümanım” diyorsa da, genelde Müslüman olmayanlar bir tarafa, Müslümanım diyenlerin hayatlarında İslâm’dan hiçbir eser yoktur. Adı Müslüman, akidesi gayr-i Müslim olanların sayıları tahmin edilenlerin çok çok üstündedir. Çünkü aldığı kültür öyle şekillenmiştir.

Ülkemiz insanının çoğu itikadi hatalar içindedir. Bir kafirin veya bir münafığın düşündüğü gibi düşünmektedir.

Bir misal verelim:

Diyelim ki, bir kişi Bolu’dan İstanbul’a gidecek. Giderken yolda trafik kazası geçiriyor ve ölüyor. Tanıyanları ve yakınları diyorlar ki:”Gitmeseydi ölmeyecekti.” Ne demek ölmeyecekti? Dikkatinizi çekiyorum. Bu sözü “müslümanım” diyenler söylüyor. Bu ifadeler itikadi bozukluğun ürünüdür.

Cenab-ı Hakk’ın Kur’an-ı Hakiminde “gitmeseydi ölmeyecekti”, “yemeseydi ölmeyecekti”, “hastalanmasaydı ölmeyecekti”… vs. inanç ve ifadelerin tamamen yanlış olduğunu zikrediyor. Buyuruyor ki:

“Evlerinizde dahi olsaydınız, yine ölme anı takdir edilenler o an gelince nerede ve ne hâl üzere olurlarsa olsunlar mutlaka ölürler.” [22]

Yaşatan da öldüren de Allah’tır. Ey iman edenler! Sizler kafirler gibi olmayın. Onlar “Bizim yanımızda olsalardı, (sözümüzü tutsalardı, binmeselerdi, yutmasalardı, yapmasalardı….) ölmezlerdi” derler.” [23]

“Böyle söyleyenlere söyleyin: Eğer doğru iseniz, o halde kendinizden savın bakalım.” [24]

Zikrettiğimiz ayetlerden de anlaşılıyor ki “gitmeseydi ölmeyecekti” … vs. gibi inanç ve ifadeler Müslümanlara ait değildir. Müslümanlar bu ifadelerden şiddetle kaçınmak zorundadırlar. Çünkü biz inanıyoruz ki, her davranış ve ağzımızdan çıkan her sözden dolayı Cenab-ı Hakk’a hesap vereceğiz. Vereceğimiz hesabın hesabını bu dünyada yapmak mükellefiyetindeyiz. Sözlerimizin neticesini düşünmek zorundayız. Biz, münafıklar gibi, diğer kafirler gibi dilediğimiz gibi sorumsuzca ileri-geri konuşamayız.

Halk arasında “Ecel-i kaza, ecel-i müsemma” kaidesinin yanlış anlaşılması da insanımızı yanlış ifade ve inanışlara sevk ediyor. Bazı insanlar “ecel-i kaza” denilince, meydana gelen bir olay neticesinde ölen kişinin takdir edilen ölümünden bu olay sebebiyle önce öldüğünü zannediyorlar. Bu yanlışlık başka hatalara götürüyor insanı.

 

 

 

 

About selda

Sonraki Haber

ÜÇ AYLAR

Zaman sel gibi akıyor, kainat ömür sayfalarını doldurmakla meşgul. Sanki daha dün uğurladığımız üç. Aylar …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir